Dört Kız Babası ve Bir Aktivist Olarak Sözüm: O Gelinliği Değil, Kalemi Tutacaklar!
Yıllardır sahadayım. Adliyelerin soğuk koridorlarında, hastane odalarında ve dertli mahallelerin tozlu sokaklarında çocukların çalınmış çocukluklarına şahitlik ettim. Ama bir manzara var ki; her gördüğümde içimdeki o mücadele ateşi daha da harlanıyor: Kucağında oyuncak olması gereken yaşta, bir evi çekip çevirmesi beklenen, okul önlüğü yerine bembeyaz bir haksızlığa, "gelinliğe" mahkûm edilen kız çocuklarımız...
Ben sadece bir aktivist değilim. Ben aynı zamanda dört kız evladın babasıyım. Akşam eve gittiğimde kızlarımın gözlerindeki o ışığı gördüğümde; Türkiye’nin dört bir yanındaki tüm kız çocuklarının aynı ışığa, aynı eğitim hakkına ve aynı özgür geleceğe sahip olması için verdiğimiz mücadelenin ne kadar hayati olduğunu bir kez daha iliklerinde hissediyorum.
"Bir kız çocuğunu eğitmek, sadece bir bireyi değil; bir anneyi, bir aileyi ve nihayetinde tüm toplumu eğitmektir. Onların elinden kalemi alıp hayatlarına kilit vuran her anlayışın karşısında, bilimin ve vicdanın gücüyle duracağız."
Bir kız çocuğunu okuldan koparıp evliliğe zorlamak, sadece onun eğitim hakkını çalmak değildir; o toplumun geleceğine kilit vurmaktır. Eğitimsiz bırakılan her kız çocuğu, yoksulluğun ve şiddetin döngüsüne hapsedilen bir nesil demektir. Oysa biliyoruz ki; bir kız çocuğunu eğitmek, bir anneyi, bir aileyi, bir toplumu eğitmektir.
Biz Çocuk Bilimleri Enstitüsü’nü kurarken bir söz verdik: Eğitimi bilimle yönetecek, geliriyle iyilik büyüteceğiz. Enstitümüzden elde edilen her kuruşun, ekonomik imkânsızlık yüzünden okuldan alınıp evlendirilme riski taşıyan o küçük omuzlara destek olmasının sebebi budur.
O küçük kız çocukları lisede okuyacaklar. O sıralarda hayal kuracaklar. Mühendis olacaklar, doktor olacaklar, sanatçı olacaklar... Ama asla ve asla "çocuk gelin" olmayacaklar. Biz buradayız, bu kıvılcımı sönmemesi için gerekirse gövdemizi siper edeceğiz.
Çünkü biliyoruz; bir kız çocuğu değişirse, dünya değişir.